Sporcu Olunur mu Doğulur mu ?  (TBF Bisiklet Dergisi, Ağustos 2011)

Sporcu olunur mu doğulur mu? Sporda performans ve genetik araştırmaların belki de özünü oluşturan ve sıklıkla duyduğumuz bu soru özellikle çocukların spora yönlendirilmesi ile ilgili arayış içine girildiği dönemde, çocuğum iyi bir bisikletçi olabilir mi? yada kendi performansımızı sorgularken en iyi yapacağım spor bisiklet mi? sorularıyla baş başa kalırız. Tıpkı liseyi bitirir bitirmez hayatlarımızın geri kalanında yapacağımız mesleğe karar vermemizin beklenmesi gibi ailemizin bizim için seçtiği spora çocuk yaşta yönleniriz.

Ülkemizde pek çok sporcu tesadüf eseri bir spora yönleniyor ve ancak genetik özellikleri o branşın gereklilikleriyle örtüşen, planlı antrenmanlar ve mental dayanıklılık ile bu sürece katkı koyan şanlı sporcuları kürsüde izliyoruz. Şansın getirebileceğinden daha fazla madalya kazanma hayali, özellikle 90’lı yılların başında tanıştığımız yetenek seçimi programlarının da altında yatan ana felsefeydi. Sportif başarının adeta rejim savaşına dönüştüğü soğuk savaş yıllarında, Almanya ve Rusya, uluslararası yarışmalarda elde ettikleri başarılarla kapitalist ve sosyalist rejimleri yarıştırmaya koyulmuştu. Almanya, Rusya ile karşılaştırılamayacak sınırlı bir sporcu nüfusa sahipti ve daha az sporcu arasından başarıyı yakalamaya çalışıyordu. Bu durumu değiştirmek için oluşturdukları yetenek seçimi sistemi ise kısa süre içinde tıpkı bir fabrika gibi her spor branşında sporcu yetiştiren bir yapı haline geldi. Yapılan ölçümler ile çocukların doğru spora yönledirilmesi, sağlanan fizyolojik, biyomekanik, tıbbi destek, yatılı okul, tam zamanlı antrenörler ve teknoloji üssü antrenman merkezleriyle sporcular tam bir üretim zincirine sokuluyordu. Daha fazla madalya kazanma hırsı, bilim insanlarını da uç noktalara yönlendirmişti ki yıllar sonra yasa dışı yöntemlerle sporcularda kalıcı fizyolojik ve psikolojik hasarlara neden olduğu belgelenen, ve o dönem yapılan doktora tezlerine konu olan araştırma ve itiraflar gün yüzüne çıktığında, Almanya bu fabrikalarda yetişen sporcularına tazminat ödemeye dahi mahkum edilecekti.

Günümüzde bisiklet sporunda doğal bir seleksiyonun yani iyi olanın diğerleri arasından sıyrıldığı bir yapının hakim olduğunu söylemek mümkün. Yarışmacı sayısının fazla olduğu bir ülkede başarılı sporcu çıkma şansı da tabiki daha fazla. İngiltere gibi parmakla gösterebilecek bir kaç ülkenin küçük çocukları bisikletle buluşturmaya yönelik projelerinin de özü bu. Daha fazla bisikletçi arasından iyi olanları belirleyerek bu seçilmiş azınlık içerisine girmeyi başaran sporcular için tüm imkanları seferber etmek. Günümüzde artık kimin iyi bisikletçi olacağını söylemek zor değil. En iyi sporcuların verilerini biraraya getiren yüzlerce araştırmayı önümüze koyduğumuzda bisiklet sporunda başarılı olmak için sahip olunması gereken özellikler de aslında bir bir listeleniyor. Gelin şimdi bu araştırmalar ışığında en iyi yol ve dağ bisikletçilerinin fiziksel ve fizyolojik özelliklerine ve cümle içinde geçecek bazı terimlerin  ne anlama geldiğine birlikte göz atalım.

Fiziksel özellikler başarının ön koşulu olarak ele alınabilir mi? Bisiklet sporunda vücut uzunluğu, vücut ağırlığı gibi bireysel farklılıkların performans ile doğrudan ilişkili olmadığı biliniyor. Atina olimpiyatlarında dağ bisikletinde en iyi iki sporcudan birisinin vücut ağırlığının 55 kg diğerinin ise 77 kg olması, Fransa turunda yarışan yol bisikletçilerinin  1.65 cm ile 2.00 m aralığında değişen vücut uzunluğu değerleri vücut büyüklüğü ile ilgili bir ön koşul olmadığının açık bir göstergesi. Artan yağsız kas kitlesi ve %6.4’lerin altında ölçülen düşük yağ yüzdeleri de fiziksel birer ön koşul olmaktan öte antrene sporcuların uzun süreli antrenmanlara gösterdiği ortak bir adaptasyon. Tırmanış bölümlerinde avantaj elde etmek üzere düşük vücut ağırlığına sahip olma ve sprint gerektiren eforlarda üst seviyede kuvvet üretimi için kaliteli kas kitlesinin arttırılması ihtiyacı arasında denge kurmak kritik gibi görünüyor.

Peki bisikletçinin performansını belirleyen fizyolojik sınırlılıklar neler?  Dağ bisikletinde cross country ve maraton,  yol bisikletinin ise tüm disiplinlerinde sporcular üstün dayanıklılık özellikleri sergiliyor. Kas lif tipi dayanıklılık ve kuvvet üretim kapasitesinin, bir anlamda dayanıklılık performansının kassal boyutta genetik sınırlarını çizerken solunum ve kalp-dolaşım sistemine ait fonksiyonel kapasiteler ise bireysel fizyolojik sınırları belirliyor. Tüm bu genetik sınırlılıklar içerisinde, maksimal oksijen kullanma kapasitesinin dayanıklılığın fizyolojik belirleyicilerin başında geldiği de biliniyor. “max VO2”olarak da bildiğimiz bu değer yaygın kullanımı ile vücut ağırlığı başına birim zamanda dokular tarafından kullanılan oksijen miktarı (ml/kg.dk) ile ifade ediliyor.

Sporcularda gözlenen verilere gelince. Cross country elit erkek dağ bisikletçileri için ortalama max VO2 değerlerinin 66 ile 78 ml/kg.dk arasında olduğu rapor ediliyor. Konsantrasyon gibi unsurların ön planda olduğu Downhill sporcularında gözlenen en yüksek değerler ise 63 ‘ler civarında. Dağ bisikleti sporcularını tırmanış yada sprinter özellikteki yol bisikletçileriyle karşılaştıran araştırmalar, yol bisikletçilerinin daha yüksek max VO2 ve relatif güç (W/kg) değerine sahip olduğuna işaret ediyor. Maksimal egzersiz testi esnasında ölçülen ve kişinin vücut ağırlığı başına ulaştığı güç düzeyi hem dağ hem yol bisikletinde dayanıklılık performansının ölçülebilen bir diğer kriteri. Yol bisikletini konu alan araştırma sonuçlarını özetleyen bir tabloda performans düzeylerine göre sporcuların sahip olduğu fizyolojk özellikleri ortalama değerlere bakarak karşılaştırabilmek de mümkün.

1.grup: Antrene bisikletçiler; bir yıl süreyle haftada 2-3 birim antrenman yapan, yılda ortalama 20 gün yarışan sporcular.Maksimal güç çıktısı: 250-400 Watt arasında, vücut ağırlığına oranı 4-5 W/kg, max VO2 değeri 64-70 ml/kg.dk aralığında,

2.grup : İyi antrene bisikletçiler; 3-5 yıl süreyle, haftada 3-7 birim antrenman yapan ve yılda ort. 10 gün yarışan sporcular. Maksimal güç çıktısı: 300-450 Watt arasında, vücut ağırlığına oranı 5-5.2 W/kg, max VO2 değeri 70-75 ml/kg.dk aralığında,

3.grup : Elit bisikletçiler : UCI sıralamasında ilk 2000 içinde yer alan 5-15 yıl aralığında, haftada 5-8 birim antrenman yapan ve yılda 50-100 gün yarışan sporcular. Maksimal güç çıktısı: 350-500 Watt arasında, vücut ağırlığına oranı 5.3-6 W/kg, max VO2 değeri  76-77 ml/kg.dk civarında,

4.grup : Profesyonel bisikletçiler, UCI sıralamasında ilk 200 içinde yer alan 5-30 yıl aralığında, haftada 5-8 birim antrenman yapan ve yılda 90-110 gün yarışan sporcular; Maksimal güç çıktısı: 400-600 Watt arasında, vücut ağırlığına oranı 5.4-7 W/kg, max VO2 değeri 78’in üzerinde.

Yarışmacı düzeyde bir sporcunun yıllar süren antrenmanlarla ulaşacağı oksijen kullanma kapasitesinin sınırları da tahmin edeceğiniz gibi doğduğu anda çiziliyor. Bu nedenle seçilmiş azınlık içerisine girmeyi başaran yüksek max VO2 değerine sahip sporcuların ve antrenörlerin tüm gayreti yorgunluğun oluşmasını mümkün olduğunca geciktirmek. Egzersiz fizyolojisinde laktat eşiği, sonumsal eşik, anaerobik eşik gibi kavramlar ile ifade edilen yorgunluğun oluşmaya başladığı fizyolojik eşik noktasına, yüksek max VO2 değerlerinde ulaşmak dayanıklılık antrenmanlarının da temel amacı. Örneğin iki sporcudan ilki için max VO2 değeri  80 ml/kg.dk ve anaerobik eşiğe karşılık gelen egzersiz şiddeti %70 iken, ikinci sporcunun 60 ml/kg.dk max VO2 değerine ve anaerobik eşik noktasının bu değerin %90’ına denk geldiğini düşünelim.  Bu iki sporcunun benzer bir dayanıklılık performansına sahip olması beklenir. Diğer yandan, 80 ml/kg.dk değere sahip sporcunun dayanıklılık antrenmanları ile performans gelişimini daha üst seviyelere taşıması mümkün görünürken, diğer sporcunun fizyolojik kapasitesinin tamamına yakınını kullandığı söylenebilir. Bu nedenle daha düşük oksijen kullanma kapasitesine sahip sporcular için,  80 ml/kg.dk gibi yüksek max VO2 değerlerine ulaşan ve dünya bisikletine yön veren sporcularla aynı seviyede yarışmak oldukça güç. Matematik yalan söylemiyor. Bu nedenle daha çok lisanslı sporcuya sahip olma ve alt yapıdan sporcu yetiştirme çabaları , devam eden sporcu gelişim programları boşuna değil.

 

Dr.Pınar Arpınar Avşar

Hacettepe Üniversitesi

Spor Bilimleri Fakültesi

@parpinar

 

bisiklet2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir